Felsefe tarihinde iyilik konusu, ahlakın temel meselelerinden biri olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca çeşitli düşünürlerce “İyiliğin kaynağı nedir?”; “İnsanlar neden iyilik yapar?” “İnsan doğuştan iyi midir?” gibi sorularla iyiliğin doğası, kaynağı, amacı ve gerekliliği üzerine farklı görüşler dile gelmiştir. İyilik yapma motivasyonu bazıları için doğuştan gelen bir eğilim, bazıları için bir ahlaki zorunluluk, bazıları için ise toplumun refahı için bir araçtır. Konunun temel kavramlardan “ahlaki eylemin bilimi “olarak etik doğru ve yanlış davranışın kuramsal yönünü; ahlak bunun hayata geçirilişini, pratiğini ve sergilenen davranışları ifade eder.
1. Antik Çağda İyilik Yapma
Antik çağ filozofları iyiliği genellikle erdem, mutluluk ve bilgelik kavramlarıyla ilişkilendirmiştir.
Felsefede bilme faaliyeti genelde ‘İyi’nin ya da mutlak olanın bilgisine yöneliktir. Felsefe tarihinde birbirinden farklı çok sayıda “(en yüksek) İyi” formülasyonu geliştirilmiş ve çeşitli şekillerde bir form olarak “İyi”, başlıca ahlakî değer sayılmıştır.
Sokrates (MÖ 469-399) – Bilgi ve Erdem
- Sokrates’e göre, insan bilerek kötülük yapmaz.
- Eğer bir kişi iyiliğin ne olduğunu anlarsa, onu otomatik olarak yapacaktır.
- Ona göre kötülük, cehaletten kaynaklanır; çünkü insanlar yanlış olanı, iyi sandıkları için yaparlar.
- Dolayısıyla, insanları iyilik yapmaya teşvik etmenin yolu, onları bilgelik ve ahlak konusunda eğitmektir.
Platon (MÖ 427-347) – İyilik İdeası ve Adalet
Geliştirdiği İyi formuyla seçkinleşen isimlerin başında Platon gelir. O bir yandan kosmosunve kosmostaki şeylerin varoluş ilkesi olan İyi’yi mevcudiyetin ilkesi olarak belirlemiş ve diğer yandan bu ilkeyi -hüküm vermeyi olanaklı kılacak şekilde- ahlakın ölçütü kılmaya çalışmıştır. Her şeyin ölçüsünün insan olduğunu ileri süren Sofist argümana (homo mensura) karşı -her ne kadar bireysel ve toplumsal yanımızla ilgili görünse de- İyi’yi her bir insana göreli olmaktan kurtarmak amacıyla ide(al) alana taşıyarak, bütünsel bir gerçekliğe dönüştürmüş, ona mutlaklık kazandırmıştır. İyi artık salt bir sonuç değildir, fakat insanların kendisinden pay alarak, eylemleri esnasında kendisine yöneldikleri bir ilke ya da değer pozisyonuna konumlanıştır.
Platon’un sisteminde İyi sırf kendisi için araştırılan, ulaşılmaya çalışılan, diğer her şeyin varlığını kendisine borçlu olduğu ya da her şeyin kendisiyle ilişkilendirilebildiği bir ide(al) olarak kavranılan en yüksek gerçekliğe sahip ilkedir; kendindeliğe sahip olması bakımından değerini kendinden alandır. Bu nedenle, ahlakî bir iyi etik değerini ancak bu ilkeden elde etmek durumundadır. Buna göre ilkenin seçim ve tercihlerimize bağlı olarak kişiselleştirileceği özel durumlar ya da ahlakî iyiler söz konusu olduğunda bir kimsenin erdemi bu ilkeyi gözeterek eylemde bulunmasına bağlıdır. idealar ile şeyler arasında konumlandırılan bir kimsenin tüm insanların bir arada mutlu bir şekilde yaşayabileceği evrensel ilkeleri/değerleri kendi ruhunda açığa çıkararak, bu değerlerden hem kendisi için ve hem de birlikte yaşadığı başka insanlar için erdemler türetmeye, bir başka deyişle varoluşun ilkesi olan İyi'yi bireysel ve toplumsal düzeyde gerçekleştirmeye çalıştığı ideal bir düzeni konu edinmekte ve eylemlerimizi ahlakî kılanın ya da iyiye dönüşmenin biricik olanağının İyi'yle dönüşmek olduğuna dikkat çekmektedir.
- Platon’a göre “iyi” evrenin en yüksek ilkelerinden biridir.
- “İyilik İdeası” (Formu), bilgelik ile anlaşılabilir ve bu ideaya ulaşan kişi, iyilik yapmayı seçer.
- Ona göre en iyi insan, ruhunu geliştiren ve adil bir yaşam süren kişidir.
- Devlet düzeninde de iyiliğin önemi büyüktür; “Erdemli Devlet”, yurttaşlarının iyiliğini gözetmelidir.
Aristoteles (MÖ 384-322) – Mutluluk (Eudaimonia) ve Erdem
Aristoteles insanın doğası gereği politik olduğunu ileri sürer. İnsanlar, devletin sağladığı politik topluluk veya polis'te vatandaş olarak katılım yoluyla, toplum güvenliğinin ortak iyiliğine ulaşabilirler; yalnızca vatandaş olarak ve siyasetle aktif olarak meşgul olarak, ister kamu görevlisi ister kanunlar ve adalet müzakerelerine katılan biri, ister polis'i savunan bir asker olsun, ortak iyiye ulaşılabilir.
- Aristoteles’e göre iyilik yapmanın nihai amacı mutluluktur (eudaimonia).
- Ancak bu mutluluk, basit zevklerden değil, erdemli bir yaşam sürmekten gelir.
- İyilik yapmak, bireyin karakterini geliştiren bir alışkanlık haline gelmelidir.
- “Altın Orta” ilkesiyle, aşırıya kaçmadan dengeli bir şekilde iyilik yapmayı savunur.
Aristoteles’e göre; “Sadece iyilik sevilmeye değer!”
Aristoteles, Nikomakhos’a Etik Kitabı skolastik dönem, Descartes, Malebranche, Leibniz, Kant’da etkili olmuştur.
2. Orta Çağda İyilik Yapma
Orta Çağ’da iyilik yapma, dini ve ahlaki temellerle ele alınmıştır.
Augustinus (354-430) – Tanrı’nın İyiliği
- Augustinus’a göre iyilik Tanrı’dan gelir ve gerçek iyilik yapmak, onun iradesine uygun yaşamaktır.
- İnsanların özgür iradeye sahip olması, onları iyilik-kötülük yapma konusunda sorumlu kılar.
- Ona göre dünyevi iyilikler geçicidir, asıl iyilik, insanın ruhunu kurtaracak olan iyiliklerdir.
Farabi (872-950) – Erdemli Toplum ve Mutluluk
- Farabi’ye göre insanlar ancak erdemli bir toplum içinde iyiliğe ulaşabilir.
- Bir toplumda herkes birbirine iyilik yaparsa, o toplum “Erdemli Şehir” olur.
- Ona göre en iyi yönetici, halkının mutluluğunu sağlayan kişidir.
Thomas Aquinas (1225-1274) – Doğal Yasa ve Ahlaki İyilik
- Aquinas, Aristoteles’in düşüncelerini Hristiyanlık ile sentezleyerek, iyiliğin Tanrı’nın doğal yasasına uygun olduğunu söyler.
- İnsan, akıl yoluyla iyiliği anlayabilir ve ona göre hareket edebilir.
- Ona göre, iyi eylemler insanın ruhunu yüceltir ve onu ahlaki olarak olgunlaştırır.
3. Modern Dönemde İyilik Yapma
Modern dönemde iyilik yapma kavramı, akılcılık, fayda ve bireysel özgürlük çerçevesinde ele alınmıştır.
Spinoza 1632-1677) - Etika
Benedict de Spinoza şöyle der:
1. İyi derken, kesinlikle bildiğimiz şeyin bizim için yararlı olduğunu anlıyorum.
2. Kötü derken, tam tersine, kesinlikle bildiğimiz şeyin iyi olan herhangi bir şeye sahip olmamızı engellediğini anlıyorum.
Spinoza, yarı-matematiksel bir üslup varsayar ve Etika' nın IV. bölümünde:
- Önerme 8 " İyilik ya da kötülük bilgisi, neşe ya da kederin biz onun bilincinde olduğumuz sürece duygulanışından başka bir şey değildir. "
- Önerme 30 " Doğamızda ortak olarak sahip olduğu şeyler nedeniyle hiçbir şey kötü olamaz, ama bir şey bize kötü olduğu ölçüde bize aykırıdır."
- Önerme 64 " Kötülüğün bilgisi yetersiz bilgidir. "
- Sonuç " Bundan şu sonuç çıkar ki, eğer insan zihninde yeterli fikirlerden başka hiçbir şey olmasaydı, kötülük hakkında hiçbir kavram oluşturmazdı. "
- Önerme 65 " Aklın rehberliğine göre, iyi olan iki şeyden daha büyük olanın peşinden gideceğiz ve iki kötülükten daha az olanın peşinden gideceğiz. "
- Önerme 68 " İnsanlar özgür doğarlarsa, özgür kaldıkları sürece iyi ve kötü hakkında hiçbir fikir edinemezler. "
Spinoza kendini, tarihin fırtınalarında ve zamanın kendisinden üretilen, o zamanda ve mekânda konuşlanmış tek tek olaylarda bulur. Spinoza görevini, hep birlikte içinde olunan gemiyi seyir halindeyken onarma görevi olarak görür. Bu nedenle Godot’u beklemeyi reddeder.
Spinoza için İyi, başkalarıyla birlikte, tarihin fırtınalarına kolektif biçimde göğüs germektir. Bu tutkularla, bu tutkuların politik biçimlerini insanlara temas ederek düşünmek olarak algılayan biri olan ve “gemideki filozof” dur.
Rousseau (1712-1778)
Vatandaşların aktif ve gönüllü bağlılığıyla elde edilen ortak iyilik kavramı, bir bireyin özel iradesinin peşinde koşmaktan ayırt edilmeliydi. Bir cumhuriyetin tüzel bir organ olarak hareket eden vatandaşlarının "genel iradesi", bireyin özel iradesinden ayırt edilmeliydi. Siyasi otorite, yalnızca genel iradeye uygun ve ortak iyiye yönelik olduğunda meşru kabul edilirdi.Ortak iyinin peşinde koşmak, devletin ahlaki bir topluluk olarak hareket etmesini sağlardı.
Immanuel Kant (1724-1804) – Ahlaki Görev
Kant, “kötülükten insanı daima sorumlu tutmak gerekir” görüşünü ortaya koyuyor. Kant’a göre, kötülüğü ortadan kaldırmanın tek yolu özgürlüğü fark etmek ve onu kullanmaktır. Kant, “insanı bir olanaklar varlığı” olarak tanımlar.
Kant, “istem”i belirten iki kavram ile insanın sorumluluğunu daha da açıyor: willkür ve will. Her iki durumda da insan iradi olarak seçimde bulunur, Willkür iyiliğe ve kötülüğe dair bir yönelimi ifade eder, ancak “willkür arzulanan”ın, “will ise yasanın seçimi”dir. Will, pratik akla yasasını veren ve iyi eylemin dayanağı olan istemeyi anlatır. Kant’a göre will, eylemin ve amaçların gerçekleşmesi ile ilgiliyken, Willkür eylemle çok da ilişkisi olmayan bir arzulama kapasitesidir. Bu durumda willkür “alternatifler arasından seçme kapasitesi”, willise “pratik aklın yasaları sayesinde gerçekleşen bir tutum alma kapasitesi”dir.
Kant en yüksek iyiliği, en temelde, erdeme orantılı mutluluk olarak anlar; burada erdem koşulsuz iyiliktir ve mutluluk koşullu iyiliktir.
- Kant’a göre iyilik yapmak bir ahlaki zorunluluktur ve çıkar gözetilmeden yapılmalıdır.
- “Kategorik İmperatif” ilkesine göre, bir insanın yaptığı eylem evrensel bir yasa haline gelebilir mi? diye düşünmesi gerekir.
- Ona göre, karşılık bekleyerek yapılan iyilik, gerçek bir iyilik değildir.
Jeremy Bentham (1748-1832) & John Stuart Mill (1806-1873) – Faydacılık
- Bentham ve Mill, “en fazla insanın en fazla mutluluğunu” sağlamayı amaçlayan faydacı etik görüşünü savunur.
- Onlara göre bir eylem, eğer en fazla insan için en fazla faydayı sağlıyorsa iyidir.
Karl Marx’ (1812-1883)
Karl Marx’ın İyi’si açık ve sade: İnsanlar sağlıklı beslenmeli, temiz suya ulaşmalı, şairane konaklamalı, tiyatroya gitmeli, kitap okumalı, seyahat etmeli, aşık olmalı, sevmeli, çitleri, duvarları ve alanları yıkmalı, dayanışmalı, yeni olana doğru açılmalı ve kendini gerçekleştirmelidir. Marx, insanın hem doğal, hem toplumsal hem de türsel gereksinmelerini görüyor. İnsanların bu ihtiyaçları karşılandığında ancak, tek boyutlu olmaktan kurtulup bütünsel bir insan olabileceğini ileri sürüyor. O’na göre, kâr itkisi ile hareket eden kapitalizm, bu en insani ihtiyaçları umursamayarak insana ve doğaya kötü davranıyor. İyi bir şey yapacaksak şayet, o, insana ve doğaya iyi davranan bir toplumsal sistem inşa etmektir. Marx’ın komünist ütopyası budur. Açlığı ve yoksulluğu insanlığın yaşamından defetmektir. Marx umutludur, milyarlarca insan herkes için iyi olanı inşa edebilir.
Marx, tekil insanın sorumluluğunu da görüyor. İnsan, içinde yaşadığı toplumsal ilişkilerin derinden etkilediği bir varlıktır, ama hem kendi kişisel tarihini hem de insanlık tarihini değiştirebilme yetisine ve eylem gücüne sahip varlıktır da.
Marx’ın analizi büyük ölçüde, tek tek insanların enerjilerinin aktığı en büyük toplumsal bölünme olan sınıfsal olana dayanıyor. Böylece tarih, maddi güçler ile sosyal üretici güçler arasındaki ilişkiden biçimleniyor. Marx, kötülüğün (kapitalizmin) yarattığı acılar karşısında insanın değişme ve değiştirme gücüne inanıyor. Kült sözünde ifade ettiği gibi, “insanlar kendi tarihlerini kendileri yapar, ancak bu serbestçe, kendi belirledikleri koşullar altında değil, ama daha önce var olan, verili ve geçmişten aktarılan koşullar altında yaparlar.”
Friedrich Nietzsche (1844-1900) – Güç İradesi
Nietzsche’ye göre Kötü, yani “tahakküm; yavan olanın, tepkisel olanın, hınç dolu olanın, sıradanlığın, herkesin birbirine benzemesi gerekliliğinin, yaşadığımız şu dünyanın “yalan” oluşunun, hesap-kitap yapmanın, içgüdülere üstünlüğünün kendisini kültürün hedefi olarak sunmasındadır”. Nietzsche İyi’yi asil ve güçlü anlamları ile içeriklendirir. İyi olan basitçe sağlıklıdır, savaşçıdır, cinsellikten uzak durmaz, güç, refah, neşe ve mutluluk içindedir; kötü olarak görülebilecek tek şey ise bayağılık, âcizlik, zavallılık, korkaklık ve sıradanlıktır.
- Nietzsche, geleneksel ahlak anlayışını eleştirerek, iyiliğin güçsüzlerin dayattığı bir kavram olduğunu savunur.
- Gerçek iyilik, bireyin kendi gücünü ve yeteneklerini geliştirmesidir.
- Ona göre, insan başkalarına iyilik yapmak yerine kendi potansiyelini gerçekleştirmeye odaklanmalıdır. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen bir insan, başkalarına sürekli bağımlı kalmaktan daha iyidir.
Jean-Paul Sartre (1905-1980) – Özgürlük ve Sorumluluk
- Sartre’a göre insan, özgür olduğu için eylemlerinden tamamen sorumludur.
- Bu yüzden iyilik yapmak da bireyin özgür iradesine bağlıdır.
Max Weber ( 1864-1920) -Birey, toplum içindir.
Max Weber, iyilik etme eylemini toplumsal eylem, etik sorumluluk ve modern toplumun rasyonelleşmesi bağlamında ele alır. Weber’in yaklaşımı, bireylerin yardım etme motivasyonlarını anlamaya ve modern dünyada bu eylemin nasıl şekillendiğini açıklamaya yöneliktir.
1. Weber’in Toplumsal Eylem Tipleri ve Yardım Etme
Weber, bireylerin eylemlerini dört ana kategoriye ayırır. Yardım etme eylemi de bu kategorilere göre farklı nedenlerle gerçekleşebilir:
a) Geleneksel Eylem (Traditionell)
- Yardım etme, toplumsal geleneklerden ve alışkanlıklardan kaynaklanır.
- Örneğin, bir toplumda sadaka vermek veya misafire ikramda bulunmak kültürel bir alışkanlıksa, bireyler bunu sorgulamadan yapar.
- Yardım etme eylemi bilinçli bir karar değil, geçmişten gelen bir rutin şeklinde gerçekleşir.
b) Duygusal Eylem (Affektuell)
- Yardım etme, duygusal bir tepki olarak ortaya çıkar.
- Birey, acıma, merhamet veya sevgi gibi duygularla hareket eder.
- Bu tür yardımlar genellikle ani ve düşünülmeden yapılan yardımlardır.
c) Amaçsal Akılcı Eylem (Zweckrational)
- Yardım etme, belirli bir hedefe ulaşmak için hesaplanmış bir eylemdir.
- Birey, yardımı bir araç olarak kullanarak kişisel veya toplumsal bir kazanç sağlamayı hedefler.
d) Değer Akılcı Eylem (Wertrational)
- Yardım etme, ahlaki veya etik bir ilkeye dayalı olarak yapılır.
- Birey, herhangi bir karşılık beklemeksizin, sadece doğru olduğuna inandığı için yardım eder.
2. Weber’in İnanç Etiği ve Sorumluluk Etiği Çerçevesinde Yardım Etme
Weber, etik anlayışını ikiye ayırır:
a) İnanç Etiği (Gesinnungsethik)
- Yardım eden kişi, sadece niyetinin iyi olmasıyla ilgilenir, sonuçları düşünmez.
- “Ben iyilik yapayım, sonrası benim sorumluluğumda değil.” anlayışı hâkimdir.
b) Sorumluluk Etiği (Verantwortungsethik)
- Yardım eden kişi, eylemin sonuçlarını da değerlendirerek hareket eder.
- Yardımın gerçekten işe yarayıp yaramayacağını hesaplar.
Weber’e göre modern toplumda etik bir karar verirken sorumluluk etiğini benimsemek daha önemlidir. Çünkü sadece iyi niyet yeterli değildir; sonuçların da iyi olması gerekir.
3. Weber ve Modern Toplumda Yardım Etme
Weber, modern dünyada yardım etme eyleminin giderek rasyonelleştiğini ve bürokratik hale geldiğini söyler.
a) Bireysel Yardımlardan Kurumsal Yardımlara Geçiş
- Geleneksel toplumlarda yardım bireyler arası doğrudan bir ilişkiye dayanırken, modern toplumda bu süreç kurumsal hale gelmiştir.
- Artık yardımlar büyük organizasyonlar, vakıflar ve devletler aracılığıyla yapılmaktadır.
b) Yardımın Amaçsal Akılcı Hale Gelmesi
- Modern toplumda yardımseverlik, sık sık stratejik bir araç olarak kullanılmaktadır.
- Şirketler ve devletler, yardım etme eylemini itibar kazanmak, ekonomik avantaj sağlamak veya politik destek elde etmek için kullanabilir.
c) Bireysel Yardımın Zayıflaması
- Weber’e göre modern toplum, insanların bireysel yardım etme eğilimini azaltmıştır.
- İnsanlar, bürokrasinin ve devlet mekanizmalarının zaten yardım sağladığını düşündüğü için bireysel yardım konusunda daha az istekli hale gelir.
Sonuç: Weber’e Göre Yardım Etmenin Değişen Anlamı
1. İnsanlar farklı motivasyonlarla yardım eder.
- Duygusal tepkilerle, alışkanlık gereği, stratejik amaçlarla veya etik sorumluluk duygusuyla yardım edebilirler.
2. Yardımın sadece niyetle değil, sonuçlarla da değerlendirilmesi gerekir.
- Weber, sorumluluk etiğini savunarak, yardımın gerçekten fayda sağlayıp sağlamadığının önemini vurgular.
3. Modern toplumda yardım bireysellikten kurumsallığa kaymıştır.
- Yardımlar artık bireyler tarafından değil, devletler, şirketler ve kuruluşlar tarafından organize edilmektedir.
4. Yardım etme, rasyonelleşerek stratejik bir araç haline gelmiştir.
- • Şirketler ve politikacılar, yardımı sadece topluma fayda için değil, aynı zamanda kendi çıkarları için de kullanmaktadır.
Genel olarak:
Weber’e göre yardım etme eylemi, bireyin etik değerlerinden bağımsız düşünülemez. Ancak modern dünyada bu eylem, giderek daha fazla rasyonelleşmekte ve stratejik amaçlara hizmet etmektedir. Gerçek bir iyilik hem niyet hem de sonuç açısından değerlendirildiğinde anlam kazanır.